1 Aralık 2011 Perşembe

MONOPARANOLOGYA

SG:  Bana ne kadar güvenebileceğini biliyorsun di mi?  Hiç.. Peki seni ne kadar çok sevdiğimi ve değer verdiğimi?

RG: Canımm! tabii ki de biliyorum, bende sana değerveriyorum ve seviyorum

SG:  Dün akşam bana neden yalan söyledin peki?

RG:  Ne yalanı ya?

SG: Onunlaydın di mi? Sana görüşme demiyorum ki. Görüşmemen iyi hissettirir ama kaçak göçek görüşmenüzdü.. Açıkçası bana söylemeni istedim ya da en azından haber vermeni… Hani “ben şununla buluşacağım ama içinin rahat etmeyeceğini biliyorum istersen seni yaka süsü şeklinde götürebilirim ve neler yaptığımızı neler konuştuğumuzu öğrenebilirsin” teklifiyle gelmeni beklerdim ya da buna benzer kendi cümlelerinle. Kahve ister misin?

RG: Off ne saçmalıyorsun anlamıyorum ki kimle görüştüm mü?? Kimi kastettiğini bile anlamadım. Yorgunum duş alıp yatacağım. Viski var mı ne kahvesi yatmadan önce, tıh!

SG:  Belki de sana çok bağlandım aklım fikrim sen, en ince detaylarım sen. Seni o kadar çok seviyorum ki bana hep gül, hep mutlu olalım istiyorum. Her çabamda batıyorum, eskiden beraber çabalardık (odaya bir sigara dumanı salgını susuşu) sonra sen bıraktın. Biraz içime kapandım biraz dışarı vurdum sensizliği. Ama olmadı. Sahi ben artık seni mutlu edemiyorum di mi? Böyle yetersiz geliyorum. Sanki arkadaşlarım sana sığ ve sıkıcı geliyor.

RG: Önclikle şu sigarayı bir söndür boğulacağım! Sonra senden sıkılmadım ya da bilmiyorum bir süreliğine görmek istemiyor da olabilirim. Evet, arkadaşların sıkıcı onlarla konuşacak hiçbir şey bulamıyorum hem…

SG: Hiç doğru düzgün yanımıza geldin mi hep bir bahanen vardı “YORGUNDUN”.

RG: Off iki dakika huzur vermedin evet belki bahaneydi ve o zamanlar seni kırmıyordu. Şimdi mi aklına geldi sorgulamak?

SG: Evet, biraz geç kaldım. Sanırım seni parça parça kaybetmektense biriktirip hepten kaybetmek istedim. Sanırım bitiremediğim şeylerin bir anda yok olmasından korkuyorum. Öyle olunca sanki, sanki kendimin bir kısmını terk ediyor gibi oluyorum ve bir gün aynaya baktığımda sadece çerçevesi ve birkaç parçası kalmış yap bozumsu nesneyi görmekten korkuyorum. Bilmiyorum seni o kadar çok seviyorum ki seni kaybetmek kendimi kaybetmekten daha kötü düşün işte. Ya da anla.

RG: Senin dertleşesin var sanırım ama benim hiç enerjim yok buna! Yorgunum…

SG:  Yine YORGUNSUN.

RG: Tamam. Şöyle diyorum; evet, başlarda çok mutluydum seninle, çok eğleniyorduk dünyanın en iyi ikilisi bizdik! Olmadığımız kimliklerle eğlendik, bir anda kendi kimliklerimize döndük ve bam! Seni pek de sevebileceğim bir yerde görmedim. Ya da sevdim yani hala seviyorum yani sensiz bir hayat düşünemiyorum. Ama senin kadar “SENSİZLİK” takıntım yok. Ben sensiz de olabilirim ne kadar tam olurum onu bilemiyorum çünkü en kendim olduğum yer senin yanın. Bilemiyorum. Aklım karışık. Biraz özgürlük istiyorum sanırım.

SG:  Ama o özgürlük hep vardı ben seni hiç sıkmadım ki… Sadece benimle biraz daha paylaş ya da ilk zamanki heyecanı koru istedim.

RG: O sana özgü bir şey! Sahi sen nasıl bir yaratıksın hala aynı sevgi aynı ilgi.

SG: O artık ilgisizliğe doğru gidiyor hatta kızgınlığa. Bazen, bazen sinirleniyorum sana ya da kırılıyorum… o kadar görünmez oluyorum ki gözlerinde… Neyse..

RG:  Neyse deme ucu açık cümleler bırakma bana!

SG: Söyleyeceklerim bu kadar. Sanırım… (gülümseme)

RG: Ya bir de böyle dramatik ya da ciddi konuşmalarda böyle gülümseyebiliyorsun! Hala içindeki sakinliği koruyabiliyorsun… belki beni sıkan ve delirten budur. Belki biraz insani haykırışlarını duymaya ihtiyacım vardır.

SG: Söyleyemiyorum seni kırmak istemiyorum çünkü kızgınlıkla söylenecek her şey saptırılmış uç düşüncelerdir gerçekten uzaktır. Neden senin aklında hakkında düşünmediğim şeyleri düşünüyormuş gibi kalayım ki. Ben seninle mutluyum sadece bazen çok zıtlaşıyoruz. Ana konumuza dönmek istiyorum dün akşam onunla mıydın?

RG: Hay kahretsin kimseyle değildim biraz yalnız kalmak istedim sen uyurken hep yalnız kaldığım gibi biraz da uyanıkken yalnız kalmanın ne demek olduğunu bilmeni istedim. Aslında beni ihmal ediyorsun. Her şeyin gösteri gibi geliyor, çok aşırısın! Örneğin sabahları gülebiliyorsun ağlamaya meylederken gülebiliyorsun, neşelenmek için her zaman bir düşüncen var. Bazen de dumanların içinde siyah pelerininin altında boğuyorsun kendini bu bazen gereksiz de olsa yapıyorsun bunu. Yaşamayı unutuyorsun ya da yaşamı böyle düşünüyorsun, ama yaşam böyle değil.

SG: Nasılmış peki? Sana nasıl aşırı geliyorum! Ben böyleyim bu şekilde yaşadığımı hissediyorum içim kötüyse ve reddediyorsam, cıvıldıyorum. Ya da sabahları seninle bir güne uyanıyorsam mutlu hissediyorum ve gülüyorum bunun neresi kötü ki?

RG: Şurası kötü, benden başka birine aynı şeyi hissediyor musun?

SG:  Hayır.

RG:  İşte burası kötü. Ben senin hayatından gittiğimde ne yapacaksın?

SG: Muhtemelen öleceğim.

RG: Ölmeyeceksin başka birileri olmalı.

SG:  Biraz yaşlanmış bir sen olacaksın ama yine sen olacaksın.

RG:  Off bu tartışmayı sürdüremeyeceğim biraz viski var mı? Yorgunum.

SG:  Yine yorgunsun (gülümseme) viski yok biraz şarap var. İçer misin?

RG:  Sen de içiyorsun sanırım.

SG:  Bir kadeh, rahatlamak için biraz iyi uyku için.

RG:  Şarap olur aslında, içerim.

SG:  Zaten elinde bir kadeh varmış. Bize içiyorum!

RG:  Off içme bize! Kendine, hayata, şuna, buna iç, ama bize içme!

SG:  O kadar da kötü değiliz… Neden böyle yaptığını bilmiyorum.

RG:  Artık beni sevmemelisin. Zarar veriyoruz birbirimize…Arkadaşlarına benden bahsettin mi hiç?

SG: Evet, seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorlar. Ayrılmaz bir bütün olduğumuzu, sensiz yaşayamayacağımı işte bunu gibi her şeyi biliyorlar. Ama hissettirdiğin sevgisizliği bilmiyorlar.

RG:  Yahu kaç kere söyleyeceğim ben sana sevgisizlik hissettirmiyorum! Bunu sen düşünüyorsun. Seni seviyorum ben yani ne bileyim işte seviyorum sensiz yaşamak fikrini hiç düşünmedim. O elindeki ne göremiyorum biraz yukarı kaldır elini.

SG:  Bunu daha sonra açıklarım ama şimdilik elim aşağıda kalmalı… Ben çocukken çok sevgiyle büyüdüm ama onları kaybedebileceğim gerçeğiyle çok erken tanıştım ki bu sevgi kaybı tehlikesi zamanlarında seni tanıdım… Sensiz bir hayat düşünemiyorum! Lütfen gitme! Sen gitme ben giderim gerekirse…

RG:  Bak yine mızmızlanmaya başladın (gülümseme) hadi bize içelim, gönlün olsun bari.

SG:  Teşekkür ederim! Beni sevdiğini bilmem önemli bu bana cesaret veriyor. Her şeyi yapabilirim! Bazen düşünüyorum, böyle, rüzgâr olsam bilirsin zaman kavramını ve nesne olma kavramını
sevmiyorum! Uzayda yer kaplayan her şey bir nesnedir ve bu nesnelerin bir adı, zamana tabi tutulması vardır oysa rüzgar öyle değil, rüzgar yer kaplamıyor sadece hissediliyor ve zamana tabi değil yaşlanmıyor, ölmüyor ya da doğmuyor. Tamam, büyüyüp kasırga olabiliyor ama o ayrı. Sadece hissedilir olmak istiyorum görülmek değil. İstediğim her an gitmek, mekanın tozunu kaldırarak, dudaklara öpücük kondurarak, kulaklara fısıldayarak süzülmek istiyorum insanların arasından. Ve bu sensiz çıkabileceğim bir yolculuk.

RG:  Ne?? Ne demek istiyorsun sen?

SG:  Sensizlik diyorum, ilk defa sensizliğe katlanabileceğim şeyi buldum. Eğer rüzgar olursam sen gitmeden ve kendimi üzmeden terk edebilirim seni. Ama o zaman sen ne yaparsın bilmiyorum. Kimsenin göremediği ama senin hissettiğin görüntüsüzlük ve gölgesizlik seni bir akıl hastanesine koymaya yeter sanırım.

RG:  Hayır gitmemelisin! Ben gidebilirim. Ben gidersem sen de gideceksin ama sen gidersen ve ben burada kalırsam… Yo buna katlanamayabilirim! Gitme, lütfen!

SG:  Yok, bu sadece bir düşünceydi. Şimdi anlıyor musun birbirimiz için ne kadar değerli olduğumuzu?

RG:  Her zaman biliyordum benimki sadece biraz bocalamaydı. Neden gitmekten bahsettin ve neden o kadar istekliydin?

SG:  Aynı istek sende de yok mu? Sende rüzgar olmak istemiyor musun? Aynı düşünceler seni de heyecanlandırmıyor mu?

RG:  (gülümseme) Kesinlikle! Sen bensin ben de senim zaten!

SG:  Kesinlikle! Nedir o elindeki şimdi görebilir miyim?

RG:  Aslında birimizden birimizi boğmayı düşündüm bu gece…

SG:  Bu mümkün değil, bunu sen de biliyorsun.

RG:  Evet, o yüzden kendimi boğmayı düşündüm bu gece.

SG:  Onunla mı asacaktın kendini?

RG:  Evet.

SG:  Asma. Biz birbirimizsiz hiçbir şey yapamayız. Çıplaksın üşümüyor musun? Üstelik ıslaksın.

RG:  Üşümüyorum..

SG:  Hadi git aynanın önünden. Yorgunsun, o ipi de bırak asılması gereken hayat biz değiliz.

0 yorum:

Yorum Gönder