28 Kasım 2010 Pazar

NEFESSİZLİK

Dozu yüksekti gecelerin, kozları yüksekti, yaşamayı öğrendiğimiz damlar yüksekti... Çocukluğumuzun gezdiği o sokaklar, çörek ve yeni yıkanmış çamaşır kokardı, yağmur sonrası toprak kokardı.. Parmak uçlarında dokunabileceğimiz yerden tutunduk hayata yükseldik, ayak eklemlerimiz el verdikçe ve gözlerimiz boyumuzun yettiğince gördü dünyayı. Soğuktan ve çayın buharından buhulanmış, ellerimizle bebek ayakları yaptığımız, öğretildiği kadar bildiğimiz adımızı yazmaya çalıştığımız camları temizledik ve gördük dünyayı. Ki hepimiz anamızın kuzularıydık hesapta, hepimizde birer tahta bebek annecilik, doktorculuk ya da neyin hayalini kuruyorsak onu oluyorduk o bebeklerle. Gözyaşlarımızın yağmurla karıştığı zamanlardan kalma şişmiş tahta bebeklerdi onlar. Hayat bize pek adil davranmıyordu, yemeği veriyordu ama her seferinde zehirleniyorduk, hastanelerde acile kaldırılıp ilacımızı aldığımız anda acil kaçıyorduk oradan, parasızdık.. Sessiz bebeleriydik sokakların, kimimizin böbreklerini isterlerdi kimimizin çocukluğunu, kimimizin anasını babasını, gücümüz yoktu savaşmaya ayrıca neyimizle savaşacaktık tahta bebeklerimizle mi?


O zamanlar çocuktuk tabi anlamıyorduk ama şimdi anlıyoruz açlıktan midemiz bulanırken; dozu yüksekti gecelerin, kozları yüksekti, yaşamayı öğrendiğimiz damlar yüksekti ve biz artık çocukluğu bırakıp, hayallerimizi bebeklerin içinde sığıştırıp, yaşamak için gerekli aletlere çevirmek için kollarını bacaklarını parçalamak zorundaydık.. Düşlerimizi içinde saklar diye umut edişlerimiz yalandı, parçalara ayrılıp hayatımızın somutluğuna katarken her bir parçayı düşlerimizin soyutluğunun yaşam veren sıcaklığından uzaklaştığımızı fark edemedik. Çapı bilmem kaç santimetre olan bir alanda bir eşeğin ne kadar otlayabileceğini soran basit geometri sorularına dönüştüğümüzü bilmiyorduk ve bilmediğimiz bir başka şey de aynı çember içinde otlayan bizim gibi bir sürü eşek vardı. Ne kadar dayanır ki bu otlar bize?? Dayanmadık zaten anamızın sarıldığı yerden bıraktık dünyayı..

Evet insanlık dün gece acılarımızı dindirmesi için su taşırken bulutlara hepimiz boğulduk!

Peki ne olacak bundan sonra?

Damlalarla toprağa mı düşecek ruhumuzun nektarı,

İçimizde o kadar öz bırakmış mıyızdır günlük hayatımızı emzirirken.

Hayat kadar bencil olabilmiş miyizdir,

Oyunlar ve kurallar,

Kurallar ve tabular,

Tabular ve pişmanlıklar,

Bu kadar bağımlı mıyız düzene ve bu kadar uzak mıyız insanlığımıza?

Evet insanlık dün gece hepimiz öldük,

Üstelik acılarımızı dindirmeye giderken acılarımızda boğulduk,

Ne İroni Ama!